TuranBlog

Özel Arama

'Sağlıklı' cep telefonu kullanma önerileri

21/8/2009 -Kategori: Saglik

    Cep telefonu başta olmak üzere televizyon, telefon, telsiz gibi kaynaklardan gelen zararlı sinyallerin çeşitli sağlık sorunlarına neden olabildiği bildirildi.

   Selçuk Üniversitesi Mühendislik-Mimarlık Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Savaş Durduran, AA muhabirine yaptığı açıklamada, teknolojinin oldukça hızlı gelişmesinin olumlu yönlerinin yanı sıra yaşam kalitesini bozan unsurlarının da bulunduğunu söyledi.
   Bu nedenle hava ve gürültü kirliliği gibi çevre sorunlarının yanına bir de ''elektromanyetik kirlilik'' probleminin ortaya çıktığını ifade eden Durduran, ''Bu kirliliğe neden olan kaynaklardan biri de gündemden hiç düşmeyen GSM baz istasyonlarıdır. Son yıllarda cep telefonlarının kullanımındaki hızlı artış, her yıl çok sayıda yeni baz istasyonunun planlanmasını ve kurulmasını gündeme getirmektedir'' dedi.

Durduran, özellikle büyük kentlerde doğal etkilerin çok üstünde elektromanyetik alan ve dalgaların bulunduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti:

''Bunların, yüksek şiddet veya güç düzeylerinde insan sağlığına zararlı oldukları konusunda kuşku yoktur. İnsan vücudunun dengesini bozan etkenlerden bazıları, kimyasal kirleticiler, haberleşme frekansları, elektrik güç taşımalarından gelen sinyallerdir. Toksin madde, radyasyon gibi kirleticilerden gelen sinyaller, canlının elektromanyetik dengesini bozmaktadır. Cep telefonu başta olmak üzere televizyon, telefon, telsiz, uydu ve baz istasyonları gibi bazı kaynaklardan gelen sinyaller, genel keyifsizlik, boyunda sertlik, göğüs acısı, baş ağrısı gibi rahatsızlıklara neden olabiliyor.''

Cep telefonu zararları üzerinde bugüne kadar birçok araştırma yapıldığını dile getiren Durduran, bu araştırmalarda, cep telefonunun alzheimer, parkinson gibi sinir hastalıklarının oluşma riskini arttırdığının tespit edildiğini bildirdi.

-İŞTE DAHA AZ RADYASYON İÇİN ÖNERİLER...-

Kulaklık ve mikrofon seti kullananların yüzde 80'inde cep telefonundan kaynaklanan sorunların olmadığının gözlendiğini anlatan Durduran, şöyle devam etti:

''Cep telefonunun zararlarından korunmak için mümkün olduğu kadar sabit telefon tercih edilmeli. Çekim gücü kötüyse konuşmalar kısa tutulmalı. Sinyal tam alınamıyorsa, cihaz maksimum enerji harcayacağı ve daha fazla elektromanyetik dalga yayacağı için konuşulmamalı. Mümkünse kulaklık, araçlarda araç kiti kullanılmalı. Sık sık konuşma yapmak yerine kısa mesaj gönderme tercih edilmeli. Ayrıca başparmağımızı telefon ile kulak arasındaki mesafeyi artırmak için telefon ile kulak arasına yerleştirmeliyiz.''etiketler:cep telefonun zararları,sağlıklı cep telefonu kullanımı,cep telefonu sar oranları,radyasyon etkisi,cep telefonu radyasyon etkisi,gsm radyasyon,baz istasyonlarının zararları,elektromanyetik kirlilik,elektromanyetik zararlar

Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

İnsanın Biyolojik Saati

20/4/2009 -Kategori: Saglik


Gün içinde vücudumuzda birçok değişiklik meydana gelir. Günün her farklı saati, insan vücuduna farklı etkiler getirir. İşte insan vücudunun gün içinde geçirdiği evreler:

06.00: Kortizon salgılanmasıyla organizma uyanır. Metabolizma hareketlenerek günün işleri için enerji ve proteini hizmete sunar.
07.00: Vücut halâ zayıf safhadadır. Bu nedenle spor yapmaktan kaçının. Kalbe ve dolaşıma gereksiz yere yüklenilmiş olur. Sindirim organları bu saatte iyi çalışır, güzel bir kahvaltı edilebilir.
08.00: Nikotinin vücuda en fazla zarar verdiği saattir. Sigara, damarları her zamankinden fazla daraltır.
09.00: Vücudun kuvvetli olduğu saattir. İğne olmak veya röntgen çektirmek için en uygun zamandır.
10.00: Vücut en yüksek ısısına ulaşmıştır, verimliliğiniz en üst düzeydedir. Bellek yaratıcı ve dinamiktir.
11.00: Vücudumuzun tam formunda olduğu saattir. Zihnimiz hızlı çalışır ve özellikle hesap işleri zorlanmadan yapılabilir.
12.00: Dikkat azalır, uyku basar. Midedeki asit fazlalaşıp, beyindeki kan azalır.
13.00: Vücut formdan düşmüştür. Verimlilik gün ortalamasının %20 altındadır.
14.00: Tansiyon ve hormon düzeyi düştüğünden, kendimizi bitkin hissederiz. Diş hekiminden korkanlar bu saatte randevu almalı. Çünkü bu saatte acıyı daha az hissederiz.
15.00: Enerjimiz geri gelmiştir, belleğimiz tam formundadır. Sabahkinden az olmakla birlikte ikinci
verimliliğe yaklaşırız.
16.00 : Spor için en iyi saattir. Tansiyon ve dolaşım çok iyi durumdadır. Mide asidini önleyici ilaçların etkisi bu saatte daha verimlidir.
17.00: Organların faaliyeti üst düzeydedir. Kuvvetimiz artar, böbrekler, mesane çok çalışır.
18.00: Akşam yemeği için iyi bir saattir. Pankreas özellikle aktiftir. Karaciğer alkole karşı her
zamankinden daha dayanıklı sayılır.
19.00: Tansiyon ve nabız tembelleşir. Bu nedenle, tansiyonu düşüren ilaçlar konusunda dikkatli
olmalısınız. Sinir sistemi üzerinde etkili olan ilaçların tesir derecesi de fazladır.
20.00: Karaciğerdeki yağ düzeyi düşer ve kullanılmış kan kalbe her zamankinden fazla akar. Alerjisi olanlar, astımlılar ilaçlarını bu saatte almalı. Antibiyotiklerin etkisi de artar.
21.00: Sindirim organlarının günlük görevi sona erer. Yenen her şey midede sabaha kadar hazmedilmeden kalır.
22.00: Sigara içenler de son sigaralarını içmeli çünkü vücut nikotini daha zor atar.
23.00: Tam dinlenme saatidir. Organizma stres hormonu salgılamasını durdurur. Sakinleşir, gevşeriz. Tansiyon ve vücudun ısısı düşer.
24.00: Uyuduğumuz sırada deri hücreleri durmaksızın çalışır. İlk rüya safhası başlar.
01.00: Vücut kendini uykuya programlar. Dikkat azaldığından bu saatte çalışanların hata yapma
olasılığı, iş ve trafik kazaları artar.
02.00: Görme duyusu ve refleksler zayıflar. Bu nedenle trafik kazalarının çoğu bu saatte olur. Vücut soğuğa karşı aşırı hassastır.
03.00: Melatonin hormonunun salgılanması insanı tembelleştirir, kararsız yapar. Melankolik hissetme artar ve intihar vakalarına çokça rastlanır.
04.00: Stres hormonundan enerji kazanırız. Enfarktüsler 04.00 - 06.00 arasında özellikle fazlalaşır. Çünkü tansiyon oldukça fazla yükselir, kalp damarları çabuk gerilir.
05.00: Bu saatte vücuttaki erkeklik hormonu çok fazla salgılanır. Stres hormonu gündüz değerinin 6 katına çıkar. Kaybolan enerji geri gelir.
Ve artık yeni bir güne hazırızdır.
etiketler:insanın biyolojik saati,biyolojik saat,fiziksel saat,vücut saati,vücudun hangi saatte ne salgıladığı,vücud hormanlarının salgılanma saatleri,biyolojik saat,organizma biyolojik saat

Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Kan bağışı tarihe karışıyor

20/8/2008 -Kategori: Saglik

Kan bağışı, laboratuvar ortamında sınırsız kırmızı kan hücrelerinin üretimiyle bir gün tarihe karışabilir.

Bir Amerikalı uzman grubu, yaptığı araştırmayla, insan embriyonu kök hücrelerini, fonksiyonel oksijen taşıyıcı kırmızı kan hücrelerine döndürmenin yolunu buldu.

Blood dergisinde yayımlanan araştırma, Worcester Massachussetts'teki Advanced Cell Technology (İleri Hücre Teknolojisi) ile Mayo Klinik ve Illionis Üniversitesi'nin işbirliğiyle yapıldı.

Bu araştırma ilk kez, oksijen taşıma kapasitesine sahip bu kan hücrelerinin, normal kan nakilleriyle mukayese edilebileceğini gösterdi ve bu yolla üretilen kandan hastalık bulaşma olasılığını ortadan kaldırmayı da kolaylaştırdı.

Advanced Cell Technology kurumundan araştırmayı yürüten doktor Robert Lanza, kan takviyelerindeki sınırlamaların, çok kan kaybeden hastaların hayatlarını tehlikeye atacak sonuçlarının bulunduğunu hatırlattı. Embriyonik kök hücrelerinin, insan tedavisi için gerekli kırmızı kan hücreleri sağlayacak şekilde sınırsız miktarda üretilebilecek yeni bir hücre kaynağını temsil ettiğini belirten doktor Lanza, şu anda tek bir kök hücresi grubuyla 10 ile 100 milyar kırmızı kan hücresi üretebildiklerini söyledi.

Doktor Lanza, bu yeni yolla, genel verici "0 RH negatif" kan grubunun toplu üretimi ihtimalinin de gündeme geldiğini bildirdi.

Araştırma grubunun ayrıca, hastaların kendilerinden kök hücre üretmek için embriyon kullanılmayan yeni bir yöntem üzerinde çalıştıkları belirtildi.Etiketler:Kan bağışı,kan bağışında son,kan bağışı tarihe mi karışıyor,kan bağışı,kan bankaları,kan gruplar,kan bağışı yapılması,kan,kan bağışı hakkında

Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Antep fıstığı kalp dostu

8/11/2007 -Kategori: Saglik

Baskın düzeyde tekli doymamış yağ asitleri içeren Antep fıstığının, kalp rahatsızlıklarıyla ilişkilendirilen risk faktörlerini indirgemede olumlu sonuçlar gösterdiği bildirildi.
Antep fıstığı kalp dostu
Celal Bayar Üniversitesi Akhisar Meslek Yüksekokulu Öğretim Üyesi Doç. Dr. Özlem Tokuşoğlu, “Yeşil Altın: Antep fıstığı Teknolojisi, Kimyası ve Kalite Kontrolü” konulu araştırmasında, Antep fıstığının “nut” grubu olarak adlandırılan gıdalar arasında önemli yer tuttuğunu ifade etti.

ABD'de tüm ölümlerin yaklaşık yüzde 40'lık dilimine koroner kalp hastalıklarının yol açtığını, koroner kalp hastalıklarının hem erkekler hem kadınlar için ciddi tablolar oluşturduğunu vurgulayan Tokuşoğlu, koroner kalp hastalıklarıyla ilişkilendirilen en ciddi risk faktörünün yüksek kolesterol olduğunu bildirdi.

Tokuşoğlu, diyet ve egzersizle yüksek kolesterolün düşürülmesinin kalp rahatsızlıklarından korunmada etkili olduğuna dikkati çekerek, şunları kaydetti:

“Yüksek kolesterol, kalp rahatsızlıklarıyla ilişkili başlıca risk faktörüdür ve yaklaşık 100 milyon yetişkini etkilemektedir. Sağlıklı bir diyetle ve egzersizle yüksek kolesterolün düşürülebilmesi, düşük kalp rahatsızlıkları riski açısından önemli olmaktadır.

Doymuş yağlarca yüksek olan diyetlerin kalp rahatsızlığı olaylarında artışla ilişkilendirildiği kabul edilmekte iken, son kanıtlar tekli doymamış yağ asitleri ve azalan kalp hastalıkları riski arasında pozitif yönde ilişki olduğunu ortaya koymaktadır.

Antep fıstığını da içine alan kuru yemişlerle yapılan araştırma bulguları, 'nut' grubu da denilen söz konusu gıdaların tekli doymamış yağ asitlerince zengin olduğunu göstermektedir. Baskın düzeyde doymamış yağ asitleri içeren Antep fıstığı kalp hastalıklarıyla ilişkilendirilen risk faktörlerini indirgiyor.”

Tokuşoğlu, Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi, Antep fıstığının de içerisinde yer aldığı 'nut' grubu kuru yemişlerin ilgili sağlık iddialarını doğrulayıcı açıklamalar yaptığını, bu gıdaların tüketiminin koroner kalp rahatsızlıkları riskini düşürmede rol oynadığını rapor ettiğini belirtti.
Amerikan Kalp Birliği'nin de kalorilerin yüzde 20'sinin tekli doymamış yağ asitlerinden alınmasını, tekli doymamış yağ asitlerinin de zeytin yağı, balık, legume ve kabuklu yemişler (nutlar) aracılığıyla alınmasını önerdiğini vurgulayan Tokuşoğlu, bu diyet tercihinde Antep fıstığının önemli yer tuttuğunu ifade etti.

Tokuşoğlu, kalp sağlığı diyetinde yer alacak kuru yemişlerin hem kalori açısından istenilen skaladaki yağ yüzdesinde kalori almayı hem de doymuş yağlarla yer değiştirmeyi sağlayabilen gıda olarak önerildiğini belirterek bu gıdalar içinde baskın düzeyde tekli doymamış yağ asitleri içermesi dolayısıyla Antep fıstığının önemli yer tuttuğuna işaret etti.

Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Doğru Bilinen Yanlışlar

21/9/2007 -Kategori: Saglik

“Sabahları aç karnına içilen limonlı sıcak su yağları eritir”
Halk arasında inanılan bir başka yanlış da sabahları, yemek öncesinde aç karnına limonlu sıcak su içmenin vücuttaki yağları erittiğidir. Ancak bu inanç tamamen yanlıştır. Suyun veya içine katılacak olan limon, soda, gibi maddelerin, bitki çaylarının kesinlikle yağları eritmek, yok etmek gibi bir etkisi bulunmamaktadır. Sıcak suyun tavsiye edilmesinin asıl nedeni midede 80 dakika gibi uzun bir süre kalması ve doygunluk hissi vermesidir.

“Meyve, yemekten 2 saat sonra yenir, yoksa bütün yenilenler yağa dönüşür”

Meyvelerin glisemik endeksinin bazı besinlere göre yüksek olmasından dolayı hızlı şekilde kan şekerini yükseltme özellikleri vardır. Kan şekeri yükseldiği zaman insülinin salgılandığı ve yemeğin yanında alınan meyve nedeniyle de, bütün yenilenlerin yağa dönüştüğü iddia edilmektedir. Ancak vücut, ihtiyacı olan enerjiyi yemekten alır. Eğer kişi normalden fazla yerse meyve olsa da olmasa da fazla besinler yağa dönüşür; buna paralel olarak kişi ihtiyacı olan enerjiyi az bir yemek ve yanında meyveyle tamamlıyorsa yediği besin enerji olarak kullanılacağı için yağa dönüşmez. Genelde meyvenin öğün aralarında önerilmesinin sebebi ise; meyvenin yanında proteinli bir gıda ile tüketildiğinde kan şekerini dengelemesi ayrıca aç karnına yanilen meyvedeki vitamin minerallerin daha iyi emilebilmeleridir.

“Tek öğün yemek yiyerek kolayca zayıflayın”

Vücudun kilo almasına neden olan en önemli etkenlerden biri, onu bütün gün aç bırakıp sadece akşamları yemek yemektir. Çünkü yaklaşık 20 saat aç kalan vücut bu durumun devam edeceğini düşünür ve savaşa hazırlanır gibi yediklerini depolamaya başlar. Sonra 4 saat içerisinde gelen besinler yağ olarak depolanır. Bu konuda diyetisyenlerin tavsiyesi vücudu uzun süre aç bırakmamak ve mutlaka her 3 - 4 saatte bir şeyler yemektir.

“Makarna, pilav, ekmek gibi karbonhidratlar diyetten tamamen çıkarılmalıdır”

Diyet yapan kişilerin düştüğü en önemli hatalardan biri vücuda yeterli miktarda karbonhidrat vermemektir. Diyete başladığı zaman ekmek, pilav, makarna, patates, mısır gibi besinleri kesen kişilerin metabolizması ihtiyacı olan karbonhidratı önce alır. Glikoz oranı inince kan şekeri de düşer. Sonrasında vücut, kas içerisindeki karbonhidratı kullanmaya başlar, bu da kas kaybı anlamına gelir ve vücut beraberinde su kaybeder. Yani diyette karbonhidratı kesen kimse tartıdaki sonucu görünce kilo verdiği yanılgısına düşer ancak gerçek olan vücudun kaybettiği yağ değil, kas ve sudur.

Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

TV ve bilgisayar, gözü bozmaz

14/8/2007 -Kategori: Saglik

Bilgisayar ve TV'ye bakarken göz yüzeyindeki
gözyaşında kuruma olacağı için yanma,
 batma, kızarma ve refleks sulanma olur.
Göz hastalıkları ve tedavisi hakkında toplumda yerleşmiş birçok düşüncenin yanlış olduğu bildirildi. Yanlış bilgilerin beraberinde mağduriyeti de getirdiğini belirten Acıbadem Bursa Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Haluk Ertürk, hiçbir şikâyet olmasa dahi yılda en az bir kez göz muayenesi olunması gerektiğini söyledi.




Gözlük kullanımı ile ilgili yanlış bilinenleri anlatan Prof. Dr. Ertürk şu örnekleri verdi: "Dinlendirici gözlük diye bir gözlük yoktur. Gözlük rakamlarla ifade edilen değerlere sahiptir ve takıldığı zaman görmeyi daha iyi yapıyorsa kullanılmalıdır. Uzak gözlük devamlı, yakın gözlük ise yalnızca yakın mesafe çalışmalarında kullanılır. Gözün gözlüğe alışması diye bir kavram yoktur. Kişi iyi görmenin ne olduğunu anladığı için gözlükten vazgeçemez. Numara değişikliği ancak muayenede belli olur. Hipermetrop olan çocuklarda büyüme çağında numarada azalma, miyoplarda ise numarada artma gözlenir. Gözlük takmak veya takmamak gözlük numarasının ne azalmasına ne de artmasına neden olur. Ancak çocuk yaşta görmenin gelişmesi açısından mutlaka takılması gerekir. Yanlış numara kullanımı gözü bozmaz, ancak takıldığı anki görmeyi bozar."

Dr. Ertürk'ün verdiği bilgilere göre, gözlük ihtiyacını ortadan kaldırmak için 20 yaş üzerinde yapılan lazer tedavisi gözü çizmez. Yalnızca belli bir kalınlıktaki kornea dokusunu buharlaştırarak ortadan kaldırır. Laser ile katarakt cerrahisi diye bir cerrahi müdahale yoktur. Lazer ile şaşılık tedavisi diye bir tedavi yoktur. İyi görmek göz sağlığının garantisidir diye bir inanış doğru değildir. Glokom hastaları bu yanlış inanışa örnek olarak gösterilebilir. Glokom (göz tansiyonu) hastaları hastalığın son aşamasına kadar iyi görebilir. Görme sonradan azalmaya başlar ki bu aşamada geri dönüşü söz konusu olmaz. Glokom yalnızca rakamsal değerin ifadesi ile tanımlanmamaktadır. Önemli olan bir noktada görme sinirinin durumudur. Rakamsal değeri normal olarak bilinen değerlerde olmasına rağmen glokom olan kişiler de vardır. Bu nedenle sınır tanımlaması her zaman büyük yanılgıları ortaya çıkarır.

Televizyon ve bilgisayarın gözü bozduğu doğru değildir. Yalnızca, ışığa bakılmasına bağlı olarak göz yüzeyindeki gözyaşında kuruma olacağı için yanma, batma, kızarma ve refleks sulanma olur. Katarakt cerrahisi görmeyi olduğu gibi eski haline getirir. Görmenin iyi olabilmesi için retina tabakasının sağlıklı, kişinin görme potansiyelinin iyi olması lazımdır. Göz dibi hastalıklarında ve tembel gözlerde görme artışı olmayabilir. Lens göz için zararlıdır inanışı yanlıştır. Uygun yere uygun lens takılması hiçbir zaman zararlı değildir. Uyku bozuklukları kesinlikle bir göz hastalığı değildir. Uyku beyinsel bir fonksiyondur ve gözler yalnızca olaya katılır.


Yorum (2) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Bu kedi, ölecek hastayı kokusundan biliyor!

27/7/2007 -Kategori: Saglik

ABD'nin Rhode Island eyaletinde bir yaşlılar bakımevinde beslenen kedi, hastaların ne zaman öleceğini biliyor. "Oscar" adlı erkek kedi, son saatlerinde olan bakımevi sakinlerinin yanına yaklaşıp onların yanında yatarak, hastanın ölümünün yakın olduğunu haber veriyor.

Brown Üniversitesi'nden Prof. Dr. David Dosa, bu fenomen hakkında New England Journal of Medicine dergisinde yayımlanan makalesinde, kedinin hemen hemen hiç yanılmadığını, 25 kez doğru tahminde bulunduğunu bildirdi. Oscar bir hastanın yanına veya kucağına yattığında, bakımevi personelinin yaşlının yakınlarına hemen haber verdiğini belirten Dosa, böylece aile üyeleri ve yakınlarının, hastanın son saat ve dakikalarında yanında olabildiğini ifade etti. Dosa'nın verdiği bilgiye göre, iki yaşındaki Oscar, bakımevi ve rehabilitasyon merkezinin, Alzheimer ve parkinsonlu yaşlıların bakıldığı bölümünde büyüdü. Çalışanlar, 6 aylıkken aynı doktorlar gibi hastaları tek tek dolaşan Oscar'ın hastaları kokladığını fark etti. Dosa, Oscar'ın işini çok ciddiye aldığını, ancak birkaç saat içinde ölecek hastaların yanına yattığını bildirdi. Brown Üniversitesi'nden Joan Teno da "Oscar'ın tahmin konusunda uzmanlardan daha başarılı olabildiğini" ifade etti. Teno, Oscar'ın 13. kez ölecek hastayı bildiğinde, kedinin bu özelliğini kabullendiğini belirtti ve hayvanın doktorların aksine doğru tahminde bulunduğunu kaydetti.

Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Seçim boyası nasıl çıkar?

26/7/2007 -Kategori: Saglik


Türkiye seçim hengamesini atlattı, şimdi hükümet senaryoları konuşuluyor. Ama oy kullanan herkesin bir sorunu var: Parmağa, tırnağa musallat olan seçim boyası.

Boyayı çıkarmanın bir formülü mevcut. Biraz külfetli ancak denemek isteyene, denenmiş tarif şöyle:

-Limon suyu,
-Yarım çay kaşığı tuz
-4-5 damla sirke


Bunların hepsini karıştırıp 30 dakika bekletin. Ardından bir süre zeytinyağında
bekletilmiş parmağınızı, karışıma sokun. Az biraz bekleyin ve yıkayın. Leke çıkacaktır.

Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

En fazla uykuya zaman ayırıyoruz

25/7/2007 -Kategori: Saglik

Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK), 2006 yılında Türkiye genelinde ilk kez uyguladığı ''Zaman Kullanım Anketi'' sonuçlarına göre, en fazla zamanı uykuya ayırıyoruz.

TÜİK, 2006 yılında her ay ortalama 390 hanehalkı olmak üzere, toplam 5.070 hanehalkına Zaman Kullanım Anketi uyguladı. Araştırma, hanehalklarında bulunan 15 ve daha yukarı

yaştaki 11.815 fert ile yapıldı ve bu fertlerin her birinden, hafta içi ve hafta sonu olmak üzere iki ayrı günde, 24 saat boyunca onar dakikalık aralıklarla yaptıkları faaliyetleri kaydetmeleri istendi.

Araştırma sonuçlarına göre, yılın tüm günleri hesaba katıldığında 15 ve daha yukarı yaştaki fertler günde ortalama 8 saat 32 dakikayı uykuya ayırırken, spor faaliyetlerine harcanan süre sadece 7 dakika olarak belirlendi.

Hanehalkı ve ev bakımına erkekler günde 51 dakika zaman ayırırken kadınlar 5 saat 17 dakika ayırdı.

15 ve daha yukarı yaştaki fertlerin 24 saat boyunca yapmış oldukları faaliyetler incelendiğinde, çalışan erkeklerin günde ortalama 6 saat 8 dakikayı, kadınların ise ortalama 4 saat 19 dakikayı ekonomik bir işte çalışmaya ayırdığı görüldü.

Buna karşın çalışmayan erkeklerin hanehalkı ve ev bakımına ayırdığı süre sadece 1 saat 12 dakika iken kadınlarda bu süre 5 saat 43 dakika olarak belirlendi.

Televizyon seyretme, kitap, gazete vb. okuma gibi faaliyetlere çalışan kadınlar sadece 1 saat 34 dakika ayırırken çalışmayan kadınlar 2 saat 18 dakika ayırdı. Çalışmayan erkeklerin ayırdığı süre ise 3 saat 12 dakika oldu.

-EĞİTİM DURUMU ARTTIKÇA ÇALIŞMAYA AYRILAN ZAMAN ARTIYOR-

15 ve daha yukarı yaştaki fertlerin bir günde hangi faaliyetlere, ne kadar süre ayırdıkları, eğitim seviyesine göre incelendiğinde bazı farklılıklar gözlendi.

Verilere göre, okur-yazar olmayan fertler, yemek hazırlama, konut temizliği ve bakımı, bahçe işleri, çocuklarla ilgilenme faaliyetlerini içeren hanehalkı ve ev bakımına 4 saat 10 dakika ayırırken, ilkokul mezunları 3 saat 34 dakika, ortaokul ve lise mezunları ortalama 2 saat 17 dakika, yüksekokul ve üstü eğitime sahip olanlar ise günde ortalama 2 saat 8 dakikayı bu faaliyetlerde geçirdi.

Diğer yandan okur-yazar olmayanlar, günde ortalama 1 saat 14 dakikayı çalışma ve iş aramaya ayırırken, yüksek öğretim mezunu fertlerde bu süre 3 saat 39 dakika olarak belirlendi.

15 ve daha yukarı yaştaki kadınların hanehalkı ve ev bakımına ayırdığı sürenin ayrıntısına bakıldığında bu işler için harcadıkları zamanın yüzde 46'sı yiyecek hazırlama, pişirme, bulaşık yıkama vb. faaliyetlerde, yüzde 21,2'si konutun temizlenmesi ve bakımında, yüzde 13.8'i ise çocuk bakımında geçti.

Erkekler gün içindeki ortalama 51 dakikanın yüzde 13.5'ini yiyecek hazırlama, pişirme, bulaşık yıkama vb. faaliyetlerine yüzde 20,4'ünü ise çocuk bakımına ayırdı.

-AVRUPALI DA EN FAZLA ZAMANI UYKUYA AYIRIYOR-

Avrupa ülkelerinde 1998-2002 döneminde farklı yıllarda uygulanan anketlerden elde edilen sonuçlar ile bir kıyaslama yapıldığında, çalışan erkek ve kadınların, günlük faaliyetlerinde en fazla zamanı uykuya ayırdıkları görüldü.

Tüm ülkelerde kadınlar zamanlarının önemli bir kısmını evle ilgili işlere; erkeklerse çalışmaya ayırdı. Çalışan erkeklerin çalışan kadınlara nazaran daha fazla boş zamanları var. Yemek, kişisel bakım ve uykuya ayrılan zaman, kadın ve erkeklerde birbirine yakın durumda bulundu.

Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
  • Bağlantılarım