85 milyon bilinmeyen içeren denklem çözüldü
Bilkent Üniversitesi’nde görevli araştırmacılar, 85 milyon bilinmeyen içeren dünyanın en büyük bilişimsel elektromanyetik problemini çözerek bir dünya rekoruna imza attılar.
Önceki rekorda da isimleri bulunan araştırmacıların son çalışmaları, savunma sanayinde radar, uydu ve uzaktan algılama sistemlerinde çok daha ileri teknolojilerin geliştirilmesi aşamalarında da kullanılabilecek.
Çalışma, daha az elektromanyetik dalga yaydığından insan sağlığına daha az zarar verecek cep telefonu, bilgisayar gibi cihazların yapımından, çok hassas tıbbi görüntüleme cihazlarının üretilmesine kadar pek çok alanda yenilikler getirecek.
Çalışma, en büyük uluslararası bilimsel ve teknik kuruluş olan Elektrik ve Elektronik Mühendisliği Enstitüsü’nün (IEEE) yayınladığı dergilerde ve konferanslarda da duyuruldu.
AA muhabirine bilgi veren Elektrik ve Elektronik Mühendisliği Bölümü Öğretim üyesi ve Bilişimsel Elektromanyetik Araştırma Merkezi (BİLCEM)
Direktörü Prof. Dr. Levent Gürel, BİLCEM’de doktora öğrencileri Özgür Ergül ve Tahir Malas ile 42 milyon bilinmeyen içeren bilişimsel elektromanyetik problemlerini çözerek geçen yıl kırdıkları dünya rekorunu bu yıl iki katına çıkardıklarını anlattı.
Geçen yıl kırdıkları bu rekordan daha önceki rekorun ise 20 milyon bilinmeyeni bulunan bir problemin çözümü olduğunu bildiren Gürel, "Bir yıldan az bir süre içinde BİLCEM’de görevli araştırma grubu olarak, 85 milyon bilinmeyen içeren büyük matris denklemleri çözerek dünya rekorunu iki katına çıkardık. Bu başarımız, en büyük uluslararası bilimsel ve teknik kuruluş olan Elektrik ve Elektronik Mühendisliği Enstitüsü’nün (IEEE) yayınladığı pek çok dergide ve düzenlediği konferanslarda da ilgili meslektaşlarımıza duyuruldu" dedi.
MÜTEVAZI TEKNOLOJİ, ANCAK GÜÇLÜ YÖNTEMLER..."
Milyonlarca bilinmeyen içeren problemlerin çözümü için yüksek bellek ve güçlü işlemciler içeren paralel süper bilgisayarların kullanıldığını dile getiren Gürel, kullandıkları bu bilgisayarlar dünyadaki örnekleriyle karşılaştırıldığında oldukça mütevazı kalmasına rağmen 85 milyon bilinmeyeni bulunan bir denklemi çözebildiklerini söyledi. Gürel, şunları kaydetti:
"Merkezimizde 32, 64 ve 128 çekirdekli ve 256-512 GB bellek içeren süper bilgisayarlarımız var. Fakat bu bilgisayarlar, dünyadaki ilk 500, hatta ilk 5 bin bilgisayarın arasına bile girmiyor. Biz dünyanın en büyük ve en güçlü bilgisayarlarını kullanmadan böyle bir dünya rekoru kırdık. Oldukça mütevazı hesaplama kaynaklarıyla dünyanın en büyük matris denklemlerinin çözülmesinin sırrı, geliştirdiğimiz elektromanyetik yöntemler, matematiksel yaklaşımlar ve paralelleştirme algoritmalarıdır." 
SAVUNMADA İLERİ TEKNOLOJİLER GELİŞTİRİLECEK-
Prof. Dr. Levent Gürel, milyonlarca bilinmeyeni bulunan problemlerin çözümünün, savunma sanayinde, radarlar, uydu teknolojileri, uzaktan algılama gibi alanlarla tıbbi görüntüleme, optik, nanoteknoloji, metamalzemeler gibi pek çok disipline yarar sağladığını ifade etti.
Gerek savunma sanayine, gerekse sivil elektronik endüstrisine yönelik araştırma çalışmalarının, Savunma Sanayi Müsteşarlığı (SSM), ASELSAN, TÜBİTAK ve TÜBA gibi kurumlar tarafından desteklendiğini vurgulayan Gürel, bu alandaki uygulamalarla ilgili şunları söyledi:
"Yaptığımız çalışmanın pek çok alanda uygulaması var. Örneğin, uzaktan algılama, uydu teknolojileri, radarlar, nanoteknoloji gibi alanlarda yaptığımız katkılar hem savunma, hem de sivil amaçlara hizmet ediyor.
Uçan, yüzen ve karada hareket eden hedeflerin uzaktan algılanmasında, bunların radar izlerinin çıkarılmasında, yüksek çözünürlüklü görüntülerinin elde edilmesinde kullanılacak teknolojik alt yapı, şu an itibariyle hazır."
SAĞLIKTA YÜKSEK ÇÖZÜNÜRLÜKLÜ CİHAZLAR ÜRETİLECEK-
Tıp alanına katkıda bulunabilmek için elektromanyetik prensiplerle çalışan çok hassas görüntüleme cihazlarının tasarımına yönelik çalışmalar yaptıklarını dile getiren Gürel, şöyle devam etti:
"Bu çalışmalar sayesinde, sadece deri üstünde değil, deri altında bulunan tümörlerin de yüksek çözünürlüklü görüntüleri elde edilecek, gelecekte biyopsi yapmaya gerek kalmadan tanı konabilecektir.
Çok büyük elektromanyetik problemlerin çözümünün sağlayacağı bir başka yarar için de cep telefonlarının insan beyni içinde yarattıkları elektromanyetik dalga dağılımının hesaplanması örneği verilebilir. İnsan beyni cep telefonlarının ve baz istasyonlarının yaydığı elektromanyetik dalgalara maruz kalıyor. Bu durumun zararlı olup olmadığı konusunda kesin bir sonuca varılamıyor. Elektromanyetik hesaplama çalışmalarına dayalı tıbbi görüntüleme yöntemleri sayesinde, beynin içindeki milyonlarca noktada elektromanyetik alan düzeyleri hesaplanarak çok yüksek çözünürlüklü görüntüler elde edilebilir. İşte bunu başarabilmek için eskiden çözülemeyen ve hatta dünyanın pek çok yerindeki araştırma merkezlerinde halen çözülemeyen çok büyük problemlerin çözümü gerekiyor."
RİSKİ AZALTAN ANTENLER YAPILACAK
Cep telefonlarının ve baz istasyonlarının çevreye yaydığı elektromanyetik dalgaların henüz kanıtlanmamış bir risk oluşturduğunu ve bu riskin azaltılması için daha verimli çalışan antenlerin yapılması gerektiğini vurgulayan Gürel, "Böylece, cep telefonları ve baz istasyonları daha az güç kullanarak daha iyi çalışacaklar ve elektromanyetik kirliliği azaltacaklardır. Bu şekilde sağlık riskini azaltma şansımız var. Küçük, hatta görünmeyen ve işlevi yüksek bir antenle bu riskleri azaltmak mümkün. Geliştirdiğimiz simülasyon yöntemlerimizle anten tasarımlarını yapabiliriz" dedi.
Cep telefonları ile ilgili çalışmalarına Nokia’nın ilgi gösterdiğini bildiren Gürel, cep telefonları gibi taşınabilir bilgisayar antenlerini de görünmeyecek kadar küçük, ancak çok verimli çalışacak şekilde tasarlayabileceklerini, bu konuya da Vestel, IBM ve Intel gibi firmaların ilgi gösterdiklerini dile getirdi.
ABD’de üyesi bulunduğu bir araştırma grubunun da arabalardaki antenler üzerine çalışmalar yürüttüğünü belirten Gürel, bu antenlere de cep telefonlarının bağlanabileceğini, böylece daha kaliteli iletişimin sağlanabileceğini kaydetti. Gürel, yakın gelecekte uydu radyosu ve TV yayınlarının alınabilmesi için bu tür antenlerin kullanılacağını ifade ederek, "Şu an dünyada pek çok firma bunları araçlarına takabilmek için tasarım çalışmaları yapıyorlar. Bu çalışma sonuçlarının Türkiye’ye yakın bir zamanda geleceğini düşünüyoruz. Birkaç yıl sonra araba satın alırken GSM, GPS ve uydu yayınlarına uygun anteni var mı diye bakmaya başlayacağız" dedi.
HEDEF 100 MİLYON BİLİNMEYENLİ DENKLEM-
Doktora öğrencileri Özgür Ergül ve Tahir Malas’la birlikte yürüttükleri çalışmanın bir sonraki amacının 100 milyon bilinmeyenli denklemler çözmek olduğunu kaydeden Prof. Dr. Gürel, "Bu sadece büyük ve yuvarlak bir sayı değil. Geliştirilecek olan bu kabiliyet, bilim dünyasında karşılaşılan büyük, karmaşık ve önemli problemlere çözüm getirecek" dedi.
Gürel, bu kabiliyetin öncelikle Türkiye’nin ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik olarak kullanılmasının planlandığını vurgulayarak, şunları kaydetti:
"Bu bağlamda özellikle özel sektörün BİLCEM’le irtibat kurmasını talep ediyoruz. Özel sektörün bizden isteyebileceği elektromanyetikle ilgili her türlü araştırma çalışmasına şimdiden hazırlıklıyız. Geliştirdiğimiz kabiliyetlerimizi endüstrinin hizmetine sunmaya çalışıyoruz. Çünkü biliyoruz ki, bilimde ilerlemenin, yeni teknolojiler geliştirmenin ve ekonomide kalkınmanın hep birlikte yapılması gerekiyor. Ancak bu şekilde yurt dışından satın almaktan vazgeçemediğimiz cep telefonu, bilgisayar, ilaç, uçak gibi ileri teknoloji ürünlerinin bir kısmını ülkemizde üreterek ekonomimizin güçlenmesini sağlayabiliriz."
Yorum (0)
Yorum yaz!
Kalıcı Bağlantı
İşte İnsanı Hayrete Düşüren Görüntüler
Araştırmacılar, arkeologlar öyle şeyler
buluyorlar ki, günümüzden yüzlerce yıl önce yapılmışlar ama sırlarına
bugünün teknolojisi bile yetişemiyor. İşte o fotoğraflar..
HARÇSIZ TAŞ SET

Peru'nun Cusco bölgesindeki bir İnka kalesinin etrafını 360 metre
boyunca zikzak yaparak saran 9 metrelik setlerin yapımında, tanesi 300
tona varan kireçtaşı blokları kullanılmış. Ancak hiç harç
kullanılmamasına rağmen bu kayalar, arasına bıçak bile sokulamayacak
kadar mükemmel yerleştirilmiş.
GENERALİN KEMER TOKASI

M.S. 300'lü yıllarda ölen Çinli general Çou Çou'nun mezarında 1956
yılında bulunan kemerin tokası, yüzde 85 oranında alüminyumdan
yapılmış. Ama doğada sadece bileşik olarak bulunan alimünyumun diğer
maddelerden ayrıştırılarak tek bir madde olarak kullanılabilmesi ilk
kez 19. yüzyılda mümkün olmuştu.
ANTİK ÇAĞ BİLGİSAYARI

1900 yılında Girit açıklarındaki bir batıkta araştırma yapan bilim
adamları ilginç bir cisme rastladı. Tahta bir muhafazanın içine
yerleştirilmiş bir dizi bronz dişliden oluşan bu garip nesnenin kasası,
yüzeye çıkarıldığı anda dağıldı ve cihazın içindeki karmaşık yapı
ortaya çıktı. Yapılan çalışmaların ardından, bu aygıtın Ay, Güneş ve
diğer gezegenlerin konumlarını hesaplamak ve istendiği anda bunların
pozisyonlarına yönelik tahminlerde bulunmak için geliştirildiği
anlaşıldı.
CONCORDE'NİN ATASI

M.Ö 200'de yapıldığı sanılan bu nesne, 1898 yılında Mısır'da bir
lahitte bulundu. Ancak gerçek uçaklar icat edilene kadar ne olduğu
konusunda kimse bir fikir beyan edememişti. 1972'de arkeolog Halil
Mesiha bunun bir model uçak olduğunu, mükemmel bir aerodinamiğinin
bulunduğunu ve kanatlarının Concorde'u andırdığını iddia etti.
1000 BİN YILDA YAPILAN KENT

Pasifik Okyanusu'ndaki Mikronezya adası yakınlarına kurulu antik Nan
Madol kentinin inşası, M.Ö 200'de başladı ve 1000 yıl sürdü. 250 milyon
tonluk dev bazalt bloklar kullanılarak yapılan bu kent, 100 yapay adayı
kanallarla birbirine bağlıyor. Bu kadar bazaltın bölgeye nasıl
getirildiği ise hala sır.
PİRİ REİS'İN HARİTASI

Coğrafya ve harita uzmanı ünlü Türk denizci Piri Reis'in 1513'te
çizdiği Afrika, Amerika ve Güney Kutbu'nu gösteren harita, ortaya
çıkarıldığı 1929 yılında ortalığı karıştırdı. Çünkü Güney Kutbu'nun
keşfi, haritanın çizilmesinden çok sonra, yani 1818'de gerçekleşmişti.
Dahası, Piri Reis'in haritası, kıtanın buz altında kalmış sahil
kesimlerini de gösteriyordu. Ancak kıta üzerindeki buzlar, haritanın
çizilmesinden tam 6 bin yıl önce erimişti.
2000 BİN YILLIK PİL

Alman arkeolog Wilhelm Konig tarafından 1938'de Irak'ın başkenti
Bağdat'ın yakınlarında bulunan 2 bin yıllık pil, bilim adamlarını
şaşkına düşürdü. Konig, 13 santimetre boyundaki toprak bir kabın içine
monte edilmiş bir bakır silindir, onun etrafındaki demir çubuk ve
testinin ağzını kapatan asfalttan oluşan bu nesneyi "dünyanın en eski
pili" olarak tanımladı. Pilin 2 volt enerji ürettiği saptanırken,
1800'lü yularda modern pili icat eden Alessandro Volta adlı İtalyan
kontunun da şöhretine gölge düştü.
KRİSTAL KURU KAFA

Maya dönemine ait 1000 yıllık bu kristal kuru kafa, tek bir blok
kristal üzerine oyma olarak yapılmış. Nasıl yapıldığı hala
anlaşılamayan kuru kafanın altından tutulan ışık, doğrudan göz
çukurundan yansıyor. Bu teknolojinin bugün bile mümkün olmadığı
söyleniyor.
UZAYDAKİ GARİP ŞEKİLLER

Peru'nun Pampa sahilindeki 450 kilometrekarelik alan üzerine çizili
motifler, M.O. 300 üe M.S. 600 arasındaki dönemi kapsayan hayvan ve
bitki şekillerini resmediyor. Nazca medeniyeti tarafından yapıldığı
düşünülen bu garip motiflerin, uzaylılar için bir iniş pisti vazifesi
gördüğü öne sürülüyor.
KAYAYA GÖMÜLÜ ÇEKİÇ

Tahta sap ve demir tokmaktan oluşan bu çekiç, 1936'da Teksas'ta 400-500
milyon yıllık bir kayanın içine gömülü olarak bulundu. Modern bir
aletin tarih öncesi bir kaya kütlesinin içine nasıl girdiği bir yana,
çekiçte kullanılan demirin günümüz demirlerinden bile saf olması bilim
adamlarını hayrete düşürdü.
BEYNİN PERFORMANSI
İnternetteki www.sciencedaily.com'un haberine
göre, Avustralya'daki Adelaide Üniversitesi doktora öğrencisi Martin
Sale ve ekibi, günün değişik zamanlarının, beynin çalışmasını doğrudan
etkilediğini, özellikle akşam ve gece saatlerinin daha iyi öğrenme
gerçekleştirmek için uygun zamanlar olduğunu tespit etti.
Uyarılmış
beyin sinirleri aktivitesini ölçmek isteyen Sale ve 16 kişiden oluşan
ekibi, bir deneğin başına koydukları manyetik sargıyı, kablolarla
deneğin elinin içine yerleştirilmiş elektrikli uyarıcıya bağladı. Genç
araştırmacılar, günün belli zamanlarında, deneğin elinin hareketleriyle
beynin kapasitesi arasında bağ olduğunu, deneğin akşam saatlerinde bir
şeyler öğrenmeye çabalamasının, sabah saatlerine göre beyinde daha
geniş bir alandaki sinirleri çalışmak için tetiklediğini keşfetti.
Moleküler
ve Biomedikal alanda uzman olan Sale, yaptığı rehabilitasyon
terapisiyle ilgi açıklamada, "Sabah ve akşam gibi günün farklı
zamanlarının organizma üzerindeki forksiyonları nadir görülür.
Organizmalar, 24 saatlik aydınlık ve karanlık düzenine adapte olarak,
tersi durumların yıkıcılığından kaçarlar. Mesela bazı bitkiler gündüz
açarken, bazıları gece açar. İnsanlarda ise bu tür ritimleri, pek çok
bedensel foksiyonun kontrol ettiği çeşitli hormonlar yönetir" dedi.
Hava
karardığında beynin daha iyi çalıştığına dair benzer bir araştırma,
2003 yılında Almanya'nın Köln Üniversitesi'nde de yapılmıştı. Deneye
katılan 18 - 32 yaş arasındaki 108 kişide, gecenin ilerleyen
saatlerinde beynin problem çözme mekanizmasının daha verimli çalıştığı
ortaya çıkmıştı.
STV
Adımıyla Yönünü Bulan Hayvan Hangisi?
Yiyecek aramak için çok uzun mesafeler katedip ardından hiç yanılmadan
nasıl tekrar yuvalarına döndükleri uzun yıllardır bilim adamları için
araştırma konusudur.
Karıncaların yiyecek
aramak için çok uzun mesafeler katedip ardından hiç yanılmadan nasıl
tekrar yuvalarına döndükleri uzun yıllardır bilim adamları için önemli
bir araştırma konusudur. Özellikle Büyük Sahrada yaşayan çöl
karıncalarının dikkat çekici yönlerinden biri olan yön bulma, her ne
kadar daha önce Güneşin yönünden faydalandıkları bilinse de, bilim
adamlarını bu konuda daha fazla inceleme yapmaya teşvik etmiştir.
Çöllerde, yön belirlemeye yarayacak hiçbir iz veya işaret
olmadığı halde, zigzaglar çizerek yem arayan Sahra karıncalarının
yemlerine ulaştıktan sonra, gelirken çizdikleri zigzagların aksine düz
bir güzergah izleyerek yüzlerce metrelik yollu aşıp yuvalarına geri
döndükleri ve bu esnada şaşırtıcı bir şekilde Güneşin yönünden
faydalandıkları daha önce bilinmekteydi.
Ancak Almanyadan Ulm ve
İsviçreden Zürich Üniversitesi uzmanları araştırmalarını biraz daha
genişlettiler ve yoğun bitki örtüsünün bulunduğu yerlerde karıncaların
yollarını nasıl buldukları konusunda yeni bir inceleme yaptılar.
Sonuçta bu canlıların bulundukları yere, adımlarını sayarak geri
döndükleri ortaya çıktı. Söz konusu minik canlıların bu özelliği,
elbette hayranlık uyandırıcıydı. Catalglyphis fortis de denilen Sahra
karıncaları attıkları adımları sayıyor ve geri dönüşte aynı sayıda adım
atarak tekrar yuvalarına ulaşıyorlardı.
Bu sonuca varmak için şöyle bir deney yapıldı:
Bilim
adamları, Sahra karıncalarının yuvalarından yemlerine düz bir çizgi
boyunca yürümelerini sağladılar. Karıncalar yemlerine ulaştıktan, yani
yemleri ile yuvaları arasındaki mesafeyi ezberledikten sonra,
karıncaların yarısının ayaklarına fizyolojilerine uygun bir materyalden
eklemeler yaparak bacak açış mesafelerini uzattılar. Yani karıncaların
adımlarını büyüttüler.
Karıncaların diğer yarısının ise, ayakları
bir operasyonla kısaltıldı. Yani adımları küçültüldü. Bacak açış
mesafelerinin değiştirilmesindeki amaç, karıncaların yuvalarından
çıktıkları andan itibaren öğrendikleri mesafeyi adımları ile ölçüp
ölçmediklerini gözlemlemek idi.
Tekrar yuvalarına dönmek üzere
bırakılan karıncalardan bacak boyları uzun olan yani daha büyük adımlar
atanlar, yuvalarının yanından geçip gidiyordu. Bacakları kısa olup daha
küçük adımlar atanlar ise henüz yuvalarına ulaşmadan duruyordu. Ancak
karıncalar zamanla yeni ayak boylarına alıştıklarında, adım atışlarını
uyarlayarak yuva-yem mesafesini yeniden öğreniyor ve hiç yanılmadan
yuvaları ve yemleri arasında gidip geliyordu.
Bu deneyin
sonucunda Ulm Üniversitesi nörobiyoloğu Harald Wolf başkanlığındaki
araştırma ekibi karıncaların adımlarını saydıkları sonucuna ulaştı.
Karınca hiçbir şuura, akla, karar verme, muhakeme ve yargı yeteneğine
sahip olmayan bir canlıdır. Hiç şüphesiz bu canlının kendi iradesi ile
yuvasından çıkıp adımlarını sayarak besine gidip, ardından tekrar
adımlarını sayarak yuvasına dönmesi mümkün değildir. Sahra karıncaları
da, diğer tüm canlılar gibi yaratıldıkları ilk andan itibaren
kendilerine verilen ilhamla hareket eder ve kendilerini yaratan
Rabbimiz'in emri ve denetimiyle yaşamlarını sürdürürler.
"O'nun, alnından yakalayıp-denetlemediği hiçbir canlı yoktur..." (Hud Suresi, 56)
Rusya'da 3 tonluk 'göktaşı' çalındı
Rusya'nın Sibirya ovasındaki bir araştırma merkezinde bilim adamları tarafından incelenen 3 ton ağırlığındaki gök taşı, hırsızlar tarafından dün gece çalındı. 1908 yılında, büyük bir nükleer patlama etkisiyle Rusya topraklarına düştüğüne inanılan devasa göktaşının bir gecede araştırma merkezinden yok olması, polis güçlerini hayrete düşürdü.
|
|
Rus İnterfax Ajansı'nda yer alan habere göre, Krasnoyarsk şehrinde bulunan Tunguska Uzay Araştırmaları merkezindeki devasa gök taşı, 99 yıldır bilim adamlarının gözetimi altındaydı. Araştırma merkezi genel müdürü Yury Lavbin, ajansa yaptığı açıklamada, "2004 yılında buraya getirilmişti. Bu büyüklükte bir taşın çalınması bizleri şok etti. Meslektaşlarımız taş ile birlikte nelerin çalındığını da araştırıyor. Hırsızların neden böyle bir şeyi yaptığını anlayamadık" diye konuştu.
Dünya astronomi tarihine "Gizemli Tunguska Olayı" şeklinde geçen meteorun düşüşü, 1945'te Japonya'nın Hiroşima kentine atılan atom bombasından 1000 kat daha güçlü bir patlamaya neden olmuştu. Tunguska araştırma merkezinde dün gece çalınan göktaşının, 1908'deki olay sırasında Sibirya topraklarına düştüğü sanılıyor. Yaklaşık 10-15 bin tonluk bir dinamit kütlesinin patlamasına eş değer bir sarsıntı oluşturan göktaşının yaydığı alevler 800 kilometre uzaklıktan görülmüştü.
Polis güçleri, düştüğü yerde yaklaşık 2 bin kilometrekarelik ormanı yok eden gök taşının bir parçası olduğu belirtilen 3 tonluk kütleyi bulmak için araştırmalarına başladıklarını bildirdi.
Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı BağlantıÖrümcek Ağının Akıl Almaz Sırrı
Asırlardır örümceklerin yaptığı ağın kimyasındaki esrarı çözmeye çalışan bilim adamları, ilginç bulgulara ulaştı. Çapı 1 milimetrenin binde birinden daha küçük olan örümcek ağının aynı kalınlıktaki çelik telden 5 kat daha sağlam olduğu ve kendi uzunluğunun 4 katı esneyebildiği belirlendi.
Bilim adamlarının endüstri ve teknolojide hayal bile edilemeyen gelişmelere imza atmak için mercek altına aldıkları örümcek ağının esrarı çözülemiyor. İpin sırrı çözülürse, bunun kurşun geçirmez yeleklerden iz bırakmayan ameliyat ipliklerine, çok hafif kablolardan motosiklet kasklarına kadar pek çok alanda kullanılması planlanıyor.
Çapı bir milimetrenin binde birinden daha küçük olan örümcek ipliğinin aynı kalınlıktaki çelik telden 5 kat daha sağlam olduğu bilirlenirken, ağın kendi uzunluğunun 4 katı esneyebildiği kaydedildi. Ayrıca son derece hafif olan örümcek ağlarının 320 gramı ile dünyanın çevresinin sarılabileceği kaydedildi.
Örümceklerin 380 milyon yıldır ördükleri ipliklerin hammaddesinin saç, tırnak, tüy ve deri gibi birbirinden çok farklı maddelerin yapı taşı olan "keratin" adlı proteinden oluştuğunu belirleyen uzmanlar, esnekliği çok fazla olan örümcek ipliğini kopartmak için gereken enerjinin benzer biyolojik metaryalleri koparmak için gereken enerjiden 10 kat daha fazla olduğunu tespit etti.
Bu arada dünyada 34 bin cinsi bulunan örümceğin renk körü olduğu ve bozulan ağlarını yiyerek yeniden iplikçik ürettiği için ağın tamamen geri dönüşümlü olduğu ortaya çıktı. Uzmanlar, ayrıca erkeğine göre 4-5 kat daha büyük olan bazı dişi örümcek cinslerinin çiftleşmeden sonra erkek örümceği yediğine şahit oldu.
Öte yandan aralıksız çalışmalar neticesinde Amerikalı araştırmacılar örümceğin ağ örerken kullandığı iki proteinin DNA haritasını çıkarmayı başarırken, ultra dayanıklı ürünlerin üretilmesi için ağ üzerindeki araştırmalar sürüyor.
Garib Ağaçlar
Karaib adalarından biri olan Dominika’da Mangrov ormanları bulunmaktadır. Bu ormanlar, tropik ormanlarından yağmur ormanları bölümüne girip yetişme sahaları denizden 400 m. yüksekliktedir. Dominika adasındaki Mangrov göl kenarlarındaki bataklıklarda yetişirler. Bu ağaçların en mühim hususiyetleri köklerini toprağın altına değil de toprağın üzerine doğru salmalarıdır. Mangrov ağaçları köklerini toprağın üzerine salmalarıyla bataklıklarda tutunarak kendilerine destek sağlamakta ve bu kökleri sayesinde solunum yapmaktadırlar.Besin ihtiyaçlarını da bu bataklıktan temin etmektedirler.Hayatın devamı için her hal-ü karda canlılara başka başka imkanların ihsan edilmesi,apayrı teknik metotların uygulanması,bizleri derin düşüncelere sevketmeli değil midir?
Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı BağlantıJapon bilim adamından suyu dondurmayacak keşif
Japon bilim adamlarının yaptığı çalışmalar sonucu suyun donmasını önleyen bir madde keşfedildi.
Japonya Kyodo haber ajansının haberine göre, Japon bilim adamları bitki pigmentleri üzerinde yaptıkları çalışmalar sırasında suyun eksi 10 derecede bile donmasını engelleyen bir madde keşfettiler. Söz konusu maddenin etkili olması için içerisine konulduğu suyun yüzde 0,01'i kadar olması yeterli. Japonya Hokkaido Üniversitesi'nden konuyla ilgili açıklama yapan uzmanlar, sıcaklık sıfırın altına düştükten sonra suyun içinde buz çekirdekçiklerinin oluşmaya başladığını, bir süre sonra bunların kristalleşerek buzlanma meydana geldiğini belirttiler. Bunun üzerine soğuk iklimlerde yaşayan bitki türlerini mercek altına aldıklarını açıklayan uzmanlar, 'kaempferol-7-O-glucoside' adlı madde sayesinde soğuk iklim bitkilerinin donmaktan kurtulduğunu keşfettiklerini kaydettiler. Bu önemli maddenin bitkilerin aşılanmasında kullanılan kısımlarının soğuk ortamlarda muhafaza edilmesi süresini büyük oranda uzatacağı belirtiliyor.
Cihan
Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı BağlantıNikola Tesla'nın İlginç Yaşamı
![]()
Nikola
Tesla, şimdiki Hırvatistan'da, Smiljana köyünde, 10 Temmuz 1856'da
doğdu, 7 Ocak 1943 New York'ta öldü. Sırp asıllı fizikçi.
Babası
papazdı. Hiçbir zaman okuyup yazamamasına rağmen, annesi halk arasında
pratik ev aletleri mucidi olarak bilinirdi. Ona göre Tesla, yaratıcı
dahi olmaya adaydı. Papaz olması için babasının zorlamasına karşı
çıkarak, genç Tesla, mühendislik mesleğinde ısrar etti. Annesi de onu
destekledi, fizik ve matematikte bilgisini arttırırken Graz'daki
Politeknik okuluna girdi ve Prag Üniversitesi'nde eğitimine devam etti.
Yabancı teknik eserleri okuyabilmek için, orada, yabancı dil kursuna
devam etti. Anadili olan Sırpça ve ailece bildikleri Almancaya ek
olarak İngilizce, Fransızca ve İtalyancayı da öğrendi.
Prag'daki
tahsilini 1880'de bitirdikten sonra, Budapeşte'de lisans üstü yaparken,
profesörüyle alternatif akımın özelliklerini tartıştı. Sonra bir Paris
telefon şirketinde çalışmaya başladı. Burada doğru akım motorları ve
dinamolar konusunda geniş ve önemli tecrübeler edindi. Oradayken
çalıştığı döner makineleri korumak için regüle edici kontrol cihazları
icat etti.
Elektrik endüstrisinin durumu
O
günlerde genellikle doğru akım, ısıtmaya, aydınlatmaya, güç sağlamaya
ve iletmeye en uygun elektrik akımı olarak bilinirdi. Fakat doğru akım
direnç kayıpları o kadar büyüktü ki, her mil kare için bir güç
santralına gerek vardı. İlk akkor ampuller (110 Volt'ta), güç
santralına yakın olsalar bile parlak yanmıyorlar ve bir milden daha
uzaklıktakiler ise kaybolan güce bağlı olarak sönük yanıyorlardı.
1884'de
genç Tesla, kafası fikirlerle dolu ve cebinde 4 sentle New York'ta
gemiden ayrıldı. Tecrübesi onu doğru akım motorları ve dinamolardaki
komütatörün sonsuz sorunlar yaratan, gereksiz bir karışıklık olduğuna
inandırmıştı. doğru akım üretecinin bir komütatörle dış devrede tamamen
aynı yöne akan dalga dizileri şeklinde alternatif akım oluşturduğunu
gördü. O zaman, motorda dönme hareketini sağlayacak bir doğru akım elde
etmek için, yöntem tersine çevrilmeliydi. Her elektrik motorunun
endüvi'si, motora alternatif akım beslemek için döndüğü anda manyetik
kutupların yönlerini değiştiren, döner komutatöre sahipti.
İlham
Tesla'ya
göre bu doğru akım, saçmalığın ta kendisiydi. Hem jeneratör (üreteç)
hem de motordaki komütatörü ortadan kaldırmak ve alternatif akımı tüm
sistemde kullanmak akla uygun gelmekteydi. Fakat hiç kimse alternatif
akımda çalışabilen bir motoru oluşturmamıştı ve Tesla bu sorunu çok
düşündü. 1882 Şubatında, Budapeşte'nin bir parkında Szigetti adında bir
sınıf arkadaşı ile gezinirken aniden haykırdı: "Buldum!" Tüm elektrik
endüstrisinde devrim yapacak olan "dönen manyetik alan"ı bulmuştu.
Dönen elemana bağlantı gereği olmayacaktı. Komütatör yoktu artık.
Sonradan
tüm alternatif akım elektrik sistemlerini tasarladı. Alternatörler,
elektrik enerjisinin ekonomik iletimi ve dağıtımı için gerilim
yükseltici ve alçaltıcı transformatörler ve mekanik güç sağlamak için
alternatif akım motorları. Dünyanın her tarafında harcanıp giden su
gücünün bolluğundan esinlenip, gerekli olan yerlere enerji dağıtabilen
hidroelektrik santralleriyle bu büyük gücün elde edilmesini tasarladı.
Budapeşte'de "Birgün Niyagara Çağlayanını elektrik elde etmek için
kullanacağım" diyerek dinleyenleri şaşırttı.
Edison tarafından cesareti kırıldı
Tesla'nın
aradığı fırsat ve şans kolayca eline geçmedi. O zamanlar New York'da
Pearl caddesindeki ilk laboratuvarında akkor lambası için pazar
aramakla meşgul olan Edison'a rastladığı zaman Tesla, gençlik
heyecanıyla, kendisinin bulduğu alternatif akım sisteminin açıklamasını
yaptı. Bu düşünceyi derhal ve tamamen kestirip atan o büyük adam, "Sen teori üzerinde vaktini harcıyorsun" dedi.
Bir
yıl boyunca, uzun boylu, zayıf Yugoslav, bu yabancı ülkede açlıktan
korunmak için mücadele etti. Gün geldi, çukur kazarak geçimini sağladı.
Fakat birlikte çalıştığı çukur kazıcı, Western Union'un ustası, yemek
saatlerinde Tesla' nın ilgilendiği yeni elektrik sistemlerinin hayali
tariflerini dinleyerek, bu konu üzerinde bir plan yaptı. Tesla'yı
A.K.Brown adlı firmanın sahibiyle tanıştırdı. Tesla'nın parlak
planlarıyla büyülenerek, Brown ve bir ortağı büyük bir atılım yapmaya
karar verdiler. Ortaya belirili bir miktar para koydular ve Tesla Batı
Broadway'de bir deney laboratuvarı kurdu. Orada Tesla jeneratör,
transformatörler, iletim (transmisyon) hattı, motorlar ve ışıklar gibi
tasarladığı sistemlerin tümünün planlarını hazırladı. Hatta iki ve üç
fazlı sistemleri de tasarladı.
Cornell Üniversitesi'nden
Profesör W.A. Anthony yeni alternatif akım sistemini sınadı ve derhal
Tesla'nın senkron motorunun en iyi doğru akım motoruna eşit yeterlikte
olduğunu açıkladı.
Alternatif akım ortaya çıkıyor
O
zaman Tesla bütün kısımlara sahip tek bir patent altında sistemini
tescil ettirmek istedi. Patent Bürosu her önemli fikir için ayrı bir
dilekçeyle başvurulmasında ısrar etti. Tesla, 1887'nin Kasım ve
Aralığında dilekçelerini verdi ve daha sonraki altı ayda yedi tane
A.B.D. patenti aldı. 1888 Nisan'ında çok fazlı sistemini de içeren dört
ayrı patent için başvurdu. Bunlar da hızla, bekletilmeden verildi.
Yılın sonuna kadar 18 patent daha aldı. Bunları, çeşitli Avrupa
patentleri izledi. Bu kadar hızla dağıtılan bu patent çığırının, eşi
görülmemişti. Fakat fikirler ilginçti. O kadar ki, bir çelişme ya da
bir tahmin yoktu. Bu yüzden patentler tek bir tartışma bile yapılmadan
verildi.
Bu sırada Tesla, New York'da AIEE (Şimdiki IEEE)'nin
bir toplantısında çok gösterişli konferans verip, tek ve çok fazlı
alternatif akım sistemlerinin gösterisini yaptı. Dünya mühendisleri,
muazzam gelişmenin kapısını açarak, telle yapılan elektrik enerjisi
iletimindeki sınırlamaların giderilmiş olduğunu gördüler.
Fakat,
kim, tümüyle daha iyi olan bu sistemi uygulayacaktı? Doğal olarak, bu
kuruluş, Edison-General Electric olmayacaktı. Aksi halde kendi
yatırımlarının eskimiş olduğunu kabul edeceklerdi.
İşte tam o
sırada George Westinghouse, Tesla'nın laboratuvarlarına gitti ve Tesla
ile tanıştı. Westinghouse, "Alternatif akım patentleri için bir milyon
Dolar nakit ve ayrıca satış payı vereceğim" diyerek teklifini yaptı.
Satış payı, beygir gücü başına 1 Dolar olmak üzere anlaştılar.
Ülke
çapındaki Westinghouse yatırımlarının başarısı, gelişen elektrik
endüstrisinde rakip durumunu korumak için General electric,
Westinghouse'dan bir lisans almak zorunda kaldı.
Gerçekleşen rüya
1890'da,
uluslararası Niyagara komisyonu elektrik üretmek için, Niyagara
çağlayanının gücünü kullanmak amacıyla çalışmaya başladı. Bilgin Lord
Kelvin, komisyonun başkanlığına atandı ve derhal doğru akım sisteminin
en iyi olacağına dair açıklamasını yaptı. Fakat güç, 26 mil uzaklıktaki
Buffalo'ya iletilecekti. Bu durumda alternatif akımın gerekliliğini
kabul etti.
Westinghouse, on tane 5000 beygirgücündeki
hidroelektrik jeneratörü için ve General Electric ise iletim hattı için
kontrat yaptılar. Bu sistem iletim hattı, yükseltici ve alçaltıcı
transformatörler Tesla'nın 2 faz projesine uygundu. Hareket eden
parçaları azaltmak için, dıştan dönen alan ve içi sabit armatürlü,
büyük alternatörler planlanmıştı.
O zamana kadar bu büyüklükte
bir proje yapılmadığı için, bu tarihi proje heyecan yarattı. Dakikada
250 devir yapan, herbiri 1775 Amper veren, 2250 Volt'luk on büyük
alternatör, iki fazlı 25 Hz (Hertz)'de 50 000 Beygirgücü veya 37 000
kW'lık çıkış oluşturuyordu. Rotorların herbiri, 3 metre çapında, 4,5
metre uzunluğunda (düşey jeneratörlerde 4,5 metre yükseklik) ve 34 ton
ağırlığındaydı. Sabit parçaların herbiri 50 ton ağırlığındaydı.
Gerilim, iletim için 22.000 Volt'a çıkarıldı.
Uzaktan radyo kontrolu
Sonradan
Telsiz denilen, radyo alanında Tesla'nın öncülüğü, Mors koduyla yapılan
haberleşmeden de ileri gitti. 1898'de New York şehrinin Madison
Parkı'nda (Madison Square Garden) telsiz ile uzaktan kontrola ait
parlak bir gösteri düzenledi. Birinci geleneksel Elektrik Fuarının
geliştiği yer ve genellikle Barnum-Bailey sirkinin çalıştığı büyük
alanlın ortasına büyük bir tank koydu ve suyla doldurdu. Bu küçük gölün
üzerine, yüzmesi için, 1 metre uzunluğunda anten direği olan bir tekne
koydu. Teknenin içinde bir radyo alıcısı vardı. Tesla, seyircilerin
isteği doğrultusunda ileri gitme, sağa veya sola dönme, durma, geri
gitme, ışıkları yakıp söndürme gibi çeşitli şeyleri uzaktan radyo
kontrol sayesinde yaptı. Unutulmaz gösteri tüm seyircileri hayran
bıraktığı gibi günlük gazetelerin ön sayfalarında yer aldı.
Matematiksel büyücülük
Tesla'nın
matematik dehası, Westinghouse ve General Electric'in imalatını yaptığı
alternatif akım cihazlarının, parçalarının yapımında büyük bir yer
sağladı. Tesla, öğrencilik günlerinde karışık soruları kagıt ve
kalemsiz çözerdi. Öğretmeni onun hile yaptığından şüphe eder ve O'na
ayrı testler uygulardı. Genç Tesla, bütün logaritma cetvelini
ezberlemişti. Şimdi A.B.D.'de kullanılan, saniyede 60 Hz'lik frekans,
Tesla'nın mantık hesaplarından çıkarılmıştı. Çünkü, Tesla bu frekansın
ticari açıdan en uygun olduğunu saptamıştı. Daha yüksek frekanslarda
alternatif akım motorları yetersiz olacaktı. Daha alçak frekanslarda
ise daha çok demir kullanmak gerekecekti. Işıklar da alçak frekanslarda
titreşecekti.
Niyagara Çağlayanı'nın ana tesisi, ilk
Westinghouse türbin jeneratörlerinin kapasitelerine uyması için, 25
Hz'e göre planlanmıştı. Bunu izleyen gelişmeler ile 60 Hz'e dönüşüm
yapıldı. Günümüzde bu, Niyagara'dan elde edilen enerji, 360 mil
uzaklıktaki New York'a kadar iletilmektedir. Bir zamanlar daha büyük
uzaklıklar, Kuzeydoğu şebekesinden beslenmekteydi. Tesla, New York'a
geldiği zaman, yeterli enerji iletimi için sınır 1 milden azdı.
Yüksek frekans öncülüğü
Tesla,
araştırmalarında, yüksek gerilim ve yüksek frekansın bilinmeyen
alanlarına daha çok yer verdi. Yüksek frekans cihazlarını kullanırken,
bir elini daima cebinde tutardı. Bütün laboratuvar asistanlarına bu ön
tedbiri almalarında ısrar ederdi ve bu kural, bugüne kadar daima
gerilim bakımından tehlikeli cihaz etrafındaki uyanık araştırıcılar
tarafından da uygulanmaktadır. O zaman yararlanılmamış olmasına rağmen,
Tesla'nın yüksek frekans ve yüksek gerilim alanındaki keşifleri, modern
elektroniğin yolunu açtı. Bir yüksek frekans transformatörü ile (Tesla
Bobinleri - Tesla Coils) çıplak elinde tuttuğu gazlı tüpü yakacak
şekilde vücudundan, zarar vermeden, yüksek gerilimli akım geçiriyordu.
O günlerde Tesla, aslında neon tüpünün ve flüoresan tüpünün
aydınlatmasını gösteriyordu.
Bazen, frekans aralığının alt ve
üst kısımlarında yaptığı denemeler, Tesla'yı keşfedilmemiş bölgelere
yöneltti. Mekanik ve fiziksel titreşimlerle çalışırken, Houston
Caddesindeki yeni laboratuvarının etrafında hakiki bir depreme neden
oldu. Binanın doğal rezonans frekansına yaklaşan, Tesla'nın mekanik
osilatörü, eski binayı sarsarak tehdit etti. Bir blok ileride, polis
karakolundaki eşya esrarengiz bir şekilde dans etmeye başladı. Böylece,
Tesla, rezonans, vibrasyon ve "doğal 7 periyot"a ait matematiksel
teorileri ispatladı.
Dünya'nın en güçlü vericisi
Yüksek
gerilim ve yüksek frekanslı elektrik iletimi konusundaki araştırmalar,
Tesla'yı Colorado Springs yakınlarındaki bir dağın üzerine dünyanın en
güçlü radyo vericisini kurup çalıştırmaya yöneltti. 60 metrelik direğin
etrafında, 22,5 metre çapında, hava çekirdekli transformatörü yaptı. İç
kısımdaki sekonder 100 sarımlı ve 3 metre çapındydı. Üreticisi,
istasyondan birkaç mil uzaklıkta bulunan enerjiyi kullanırken, Tesla
ilk insan yapımı şimşeği oluşturdu. Bir direğin tepesindeki 1 metre
çaplı bakır küreden, 30 metre uzunluğunda, kulakları sağır eden
şimşekler çaktı. Ufka kadar gök gürültüsü işitildi. 100 milyon Volt
değerinde gerilim kullanılıyordu. Yarım asırlık bir süre içerisinde
giderilemeyen bir hayret yarattı.
İlk denemesinde, vericideki
güç jeneratörünü yaktı. Fakat tamir ederek 26 mil uzağa, gücü telsiz
ile iletebilinceye dek deneylerine devam etti. O uzaklıkta, toplam 10
kW'lık 200 tane akkor ampulü yakmayı başardı. Daha sonra, kendi
patentleriyle meşhur olan Fritz Lowenstein'in, Tesla'nın yardımcısı
iken bu gösterişli başarıya şahit oldu.
1899'da alternatif
akım patentleri için Westinghouse'dan aldığı paranın sonunu harcadı.
Albay John Jacob Astor, onu mali yönden kurtarmaya geldi ve Colorado
Springs'deki denemeleri için 30.000 Dolar sağladı. Sonra bu para da
bitti ve Tesla New York'a geri döndü.
Morgan, gösterişli
başarıları ve şahsiyeti dolayısıyla, Nikola Tesla'nını hayranı olmuştu.
Tesla, kısa zamanda Morgan'ın sürekli misafiri oldu. Kusursuz
giyinişli, birkaç dilde yaptığı kültürlü konuşması ve medeni
davranışıyla gösterişli centilmen Tesla, New York sosyetesinin gözdesi
oldu.
Dünya çapında telsiz
Long
Island'ın tepelik bölümünde, Wardenclyffe yakınında yavaş yavaş
yükselen garip yapı bütün seyredenlerin ilgisini çekerdi. Tek parça
olması dışında, büyük bir mantara benzeyen yapı, yerdeki kısmı geniş ve
62 metre yukarısındaki tepe noktasına doğru daralan, kafes şeklinde bir
iskelete sahipti. Tepede 30 metre çapında bir yarım küreyle örtülüydü.
İskelet, bronzdan kalın civata ve bakır lamalarla birbirine bağlanmış,
sağlam ağaç kolonlardan yapılmıştı. Yarım küre şeklindeki tepe, üstten
yüzeysel olarak bakır bir elekle kaplıydı. Tüm yapıda demir metali
yoktu.
Ünlü mimar Standford White, konuyla o kadar ilgilendi
ki, en iyi yardımcısı W. D. Crow'u görevlendirerek proje işini ücretsiz
yaptı.
34'üncü caddedeki eski Waldorf-Astoria otelinde oturan
Tesla, hergün, taksiyle, çarklı araba vapuruna binerek Long Island
şehrine giderek , oradan da Long Island demiryoluyla Shoreham'e aktarma
yaparak inşaata gidiyordu. Proje kontrolünün aksamaması için, trenin
yemek servisi onun için özel yemek hazırlıyordu.
Büyük kulenin
yakınında, 30 metre karelik tuğla bina tamamlandığı zaman, Tesla
Houston caddesindeki laboratuarını binaya taşımaya başladı. Bu sırada
radyo frekans jeneratörleri ve onları çalıştıran motorların yapımında
üzücü bazı gecikmelerle karşılaşıldı. Birkaç camcı, planları hazır olan
özel tüpleri şekillendirmeye çalışıyorlardı.
Kahin gelecekten bahsediyor
Bu
sırada Tesla (1904), Mors koduyla sınırlı olan büyük endüstrinin
geleceğine ait, uzak görüşünü açıklayan kuramsal broşürünü yayınladı.
Bu broşür, Tesla 'nın kahin olduğuna herkesi inandırdı. "Dünya çapında
telsiz sistemi"nde, çeşitli olanakları sağlayacak olan özellikler
açıklanıyordu. Broşürde, Telgraf, Telefon, haber yayını, Borsa
görüşmeleri, Deniz-Hava trafiğine yardım, Eğlence ve Müzik yayını, saat
ayarı, Resimli Telgraf, Telefoto ve Teleks hizmetleri ile, Tesla'nın
sonradan oluşumunu gördüğü Radyo sitesi anlatılıyordu..
Morgan'ın yardımı sona eriyor
1904
Mart'ı, Elektrik Dünyası ve Mühendisliği Dergisinde, Tesla, Kanada
Niyagara Enerji firmasının telsiz enerji iletimi sistemini uygulamasını
istediğini ve bunun için 10 milyon Volt'luk gerilimde 10.000 beygirgücü
dağıtabilecek bir sistem kullanmayı istediğini açıkladı.
Niyagara
Projesi asla gerçekleşmedi. Fakat, gösterişli Long Island'ın kaderine
etki yaptı. Aydınlığa çıkmayan nedenlerle, J. P Morgan düşüncesini
değiştirdi ve Tesla'nın para kaynağı aniden kurudu. Başlangıçta Tesla,
Morgan'ın hemen hemen bitmek üzere olan işin tamamlanmasını
sağlamayacağına inanmak istemedi, ama Morgan kararlıydı. Morgan'ın
çekilme nedeni asla öğrenilemedi.
Mantıksız bir saygısızlık
Birinci
Dünya Savaşı sırasında ulusal savunma adına çok saçma saygısızlıklar
öne sürüldü. Garip bir nedene göre Long Island, Wardenclyffe'deki
Tesla'nın şanlı kulesinin, A.B.D.'nin emniyetini tehlikeye soktuğuna ve
tahrip edilmesi gerektiğine karar verildi.
Kablo bağlanarak
yüksek yapıyı öne çekiğ, dengesini bozmak için yapılan boş
teşebbüslerden sonra, en sonunda temeli dinamitlenerek devrildi. O aman
bile, kule çökerken parçalanmadı. Zedelenmeksizin yana yattı ve en
sonunda parça parça söküldü.
Radyo frekans alternatörü
1890'da
Tesla yüksek frekans alternatif akım üreteçlerini yapmıştı. 184 kutuplu
olan bir tanesi 10 kHz'lik çıkış veriyordu. Daha sonra, 20 kHz'e kadar
yüksek frekansları elde etti. Ancak on yıl kadar sonra 50 kW çıkışlı
radyo frekans üretecini Reginald Fessenden geliştirdi. Bu makine,
General Electric tarafından 200 kilo Watt'a çıkarıldı ve Fessenden'in
ilk alternatörlerini kuran, çalışmasını kontrol eden adamın adı
verilerek, Alexanderson alternatörü satışa çıkarıldı.
Hemen
hemen dünya kablolarının çoğunu elinde tutan İngiliz işadamlarının, bu
makineye ait patentleri elde etmek üzere olduklarını görünce, A.B.D.
Donanmasının acele çağrısıyla "Radio Corporation of America (RCA)"
şirketi kuruldu. Yeni firmanın 1919'da kurulmasıyla, Marconi Wireless
Telegraph Co. of America firmasının güçlü fakat yetersiz, Marconi
kıvılcımlı vericileri, çok başarılı olan Radyo Frekans alternatötleri
ile yer değiştirdiler.
Birincisi N.J. New Brunswick'te
kuruldu. 200 kilo Watt'da ve 21,8 kilo Hertz frekanslı titreşim
oluşturdu ve ticari işte kullanıldı. Bu ilk, sürekli, güvenilir
Atlantik aşırı Radyo servisi idi. Bu alternatörler, Tesla'nın kulesinin
yerine, Radyo merkezinin tüm güçlerini sağladı. Böylece Nikola
Tesla'nın Dünya çapında telsiz hayali, 30 yıl sonra, icat ettiği
vericinin kullanılmasıyla gerçekleştirildi.
Radar ve Türbinler
Tesla,
birçok alanlarda yaratıcı araştırmalara devam etti. 1917'de uzaktaki
cisimlerin üzerine kısa dalga darbeleri gönderip, yansıyan kısa dalga
darbelerinin bir flüoresan ekran üzerinde toplanmasıyla
izlenebileceklerini açıkladı. Eğer bu radar değilse, neydi? Diğer bilim
adamlarının varlıklarını keşfetmelerinden 20 yıl önce, kozmik ışınları
açıkladı. 1929'a kadar çeşitli zamanlarda, buhar ve gaz için "kepçesiz"
yüksek hızlı türbinler üzerinde çalıştı. Kolay öfkelenen Tesla ile,
Edison Waterside Enerji Tesisi ve Allis Charmes Fabrikasındaki
araştırmalarında onunla çalışan bazı mühendis ve yardımcıları arasında
ortaya çıkan sürtüşme, aleyhine oldu. Bugün, düz rotorlu Tesla
türbinlerinin sonucu hakkında hiçbir bilgimiz yoktur.
Yıllar
geçtikçe, ondan, gittikçe daha az haber alınmaya başlandı. Bazen
gazeteci ve biyografi yazarları onu arayıp röportaj yapmak
istiyorlardı. Gittikçe garipleşti, gerçeklerden uzaklaştı, aldatıcı
hayalciliğe yöneldi. Not alma alışkanlığı edinmemişti. Her zaman tüm
araştırma ve deneylerine ait tüm bilgiyi aklında tutabildiğini iddia ve
ispat etti. 150 yıl yaşamaya kararlı olduğunu ve 100 yaşının üstüne
eriştiği zaman, araştırma ve deneyleri sırasında topladığı bütün
bilgiyi etraflıca anlatarak, anılarını yazacağını söyledi. İkinci Dünya
Savaşı sırasında öldüğü zaman, kasasına askeri yöneticiler el koydular
ve kayıtların cinsine ait herhangi bir şey duyulmadı.
Tesla'nın
kendine özgü bir tutarsızlığı da, kendisine iki şeref unvanı verildiği
zaman ortaya çıktı. Birini reddetti. 1912'de Nikola Tesla ve Thomas
Alva Edison'un 40.000 $'lık Nobel Ödülü'nü paylaşmaya seçildikleri
açıklandı. Tesla, bu ödülü de reddetti. Her nasılsa, Edison'u sevenler
tarafından kurulan AIEE Edison madalyasını 1917'de Tesla'ya layık
görüldüğünde, bunu kabul etmeye yanaşabildi.
Kişilik
Tesla,
yaklaşık 2 metrelik boyuyla kendi dönemine göre oldukça uzundu. Narin
yapılı, beyaz tenli, mavi gözlü ve dalgalı kahverengi saçlıydı. Her
zaman resmi giyinirdi.
Tesla saplantılı biriydi, garip huyları
ve fobileri vardı. İşlerini üçerli gruplar halinde yapardı, ve numarası
üçe tam bölünebilen bir otel odasında kalmak konusunda ısrarcıydı.
Tesla mücevherden, özellikle inci küpelerden iğrenirdi. Temizlik ve
hijyen konusunda çok titizdi. Yuvarlak nesnelere ve kendisininki
dışında insan saçına dokunmaktan hoşlanmazdı.
Tesla
güvercinlere özel bir ilgi duyardı. Parkta beslediği güvercinler için
özel yemler sipariş eder ve güvercinlerin bazılarını otel odasına
getirirdi. Hayvanları severdi.
Resmi yemekler dışında her zaman yalnız başına yemek yerdi, ve hiçbir koşul altında bir bayanla tek başına yemek yemezdi.
Tesla hiç evlenmedi. Bekar ve aseksüel olmasının bilimsel yeteneklerine yardımcı olduğunu düşünüyordu.
Tesla
muhteşem şovmenlik yeteneğiyle tanınırdı. Buluşlarını ve deneylerini
tıpkı bir sihirbaz gibi sanatsal bir şekilde tanıtırdı.

Colorado'da laboratuvarda bobin ve şimşek üretirken kendisi sakince not alıyor



